|
Turk Milleti, Islamiyet'le sereflendikten sonra "Allah guzeldir, guzeli sever" buyuran Peygamberi'ne layik olmak icin her seyin en guzelini yapmaya gayret etmis, bunun sonucu olarak da mimariden musikiye, husn-i hatt'tan ahsap isciligine kadar her sahada deha mertebesinde san'atkarlar yetistirmistir. Yaradani'nin ayetlerini ve ugruna alemlerin yaratildigi Peygamberi'nin hadislerini en guzel bicimde yazan ceddimiz, onlari suslemek icin de yaptigi isin ruhuna en uygun yollardan birini secerek ebru'yu levha ve kitap tezyinatinda kullanmistir. Sanat tarihcileri, ebru'nun ilk olarak Orta Asya'da Turkler tarafindan yapildigini, Acem, Hintli ve Uzak Dogu'lu san'atkarlarin bu san'ati Turkler'den ogrendigini soylemektedirler. Mense'i neresi olursa olsun ebru, Musluman Turk'un elinde san'at haline gelmis, yuzyillar boyu Semerkand, Buhara ve Istanbul'da tekamul ederek en guzel sekliyle icra edilmis ve Istanbul'dan, once Italya ve Almanya olmak uzere butun dunyaya yayilmistir. Her ne kadar isbata ihtiyaci olmasa da, ebru'nun bir Turk san'ati oldugu konusundaki en onemli delil, her konuda yabancilardan dilimize kelimeler ithal ettigimiz su gunlerde Turkler tarafindan kullanilan ebru terminolojisinin, "battal", "cark-i felek", "gel-git", "kumlu" v.s. seklinde butun dunya ebruculari tarafindan kullaniliyor olmasidir. Turk ebruculuk tarihi incelendiginde, ebruya en fazla hizmet edenler arasinda Hatib Mehmet Efendi, Seyh Sadik Efendi ve oglu Seyh Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Duzgunman isimleri goze carpar. Bu sayilan isimleri digerlerinden ayiran en buyuk ozellik, ebruyu teknik olarak kendilerinden oncekilere gore ileriye goturmus ve ona, ic dunyalarini ve duygularini katarak kendi tarzlarini gelistirmis olmalaridir. Adi zikredilenlerden Mehmet Efendi, Ayasofya Camii hatibi olup adiyla anilan ebru cesidini islah ederek bugunku seklini vermistir. Uskudar Sultantepe'deki Ozbekler Tekkesi'nin ilk seyhi olan Sadik Efendi, ebru Istanbul'da kaybolmaya yuz tuttugu bir sirada bu san'ati Buhara'da ogrenmis olarak Istanbul'a gelmis ve burada yeniden canlanmasina vesile olmustur. Ayni tekkenin ikinci seyhi olan ve ebruyu babasi Sadik Efendi'den ogrenen Hezarfen Edhem Efendi ise ebruyu teknik olarak zamaninin cok ilerisine goturmus ve kendinden oncekilerden cok daha canli renklerle ebru yapmaya muvaffak olmustur. Edhem Efendi'nin ellerinde ebrunun gunumuz olculerinde estetik degerler kazandigini goruruz. |